Akşamın İçinde Kaybolan Sinyal
Kayseri’nin kış akşamları hep aynı sessizliği taşır; sanki şehir biraz erken uykuya çekilir, ışıklar daha loş yanar, sokaklar daha ağır nefes alır. O gün de öyle bir akşamdı. Pencerenin kenarında oturmuş, elimde yarım kalmış bir çay bardağıyla dışarıyı izliyordum. İçimde garip bir boşluk vardı, adını koyamadığım bir huzursuzluk.
Televizyonu açtığımda ekran bir an parladı, sonra o tanıdık karıncalı görüntü geldi. Kanal D yoktu. Sadece sessiz bir uğultu, anlamsız bir ekran… Sanki yıllardır aynı köşede duran o cihaz bile bana küsmüştü.
İçimden bir şey koptu o anda. Küçük gibi görünen ama insanın canını en çok sıkan şeylerden biri: alıştığın bir sesin susması.
Kanal D’yi Ararken Geçmişe Dönmek
Kanal D benim için sadece bir televizyon kanalı değildi. Çocukluğumdan beri evin bir köşesinde hep açık kalmış bir ses gibiydi. Annem yemek yaparken arkada dönen diziler, babamın akşam haberlerini izlerkenki sessiz ciddiyeti… Hepsi Kanal D’nin sesiyle karışmıştı.
O yüzden ekran “sinyal yok” dediğinde, aslında sadece bir kanal kaybolmamış gibi hissettim. Bir şeyler eksilmişti. Ev daha boş, daha sessiz, daha yabancı gelmişti.
Kendi kendime mırıldandım: “Kanal D nasıl ayarlanır?”
Sorunun bu kadar basit olması bile sinirimi bozuyordu. Çünkü içimdeki mesele basit değildi. Ama yine de kalktım, kumandayı elime aldım ve televizyonun karşısına geçtim.
Kayseri’de Bir Apartman Sessizliği
Apartmanda akşamları herkes kendi dünyasına çekilir. Koridorda yankılanan ayak sesleri bile sanki daha dikkatli atılır. O gün ben de o sessizliğin içinde televizyonun menüsüne bakıyordum.
Ekranda “Ayarlar”, “Kurulum”, “Kanal Listesi” gibi seçenekler vardı. Ama sanki hepsi yabancı bir dil gibiydi. Parmaklarım kumandada gezinirken içimden sürekli aynı soru geçiyordu: Kanal D nasıl ayarlanır?
Bir yandan da kendime kızıyordum. İnsan 25 yaşında böyle şeyleri bilmeliydi değil mi? Ama hayat bazen öyle olmuyor. Bazı şeyler hep erteleniyor, hep bir gün öğrenirim diye bırakılıyor.
Kanal D nasıl ayarlanır? sorusuyla başlayan uğraş
Menüye girdim. “Otomatik kanal arama” seçeneğini gördüm. İçimde küçük bir umut kıpırdadı. Sanki kaybolan birini bulacakmışım gibi.
Ama yine de emin olamıyordum. Yanlış bir şey yaparsam tamamen gider diye korkuyordum. O an, küçük bir cihazla uğraşmıyordum aslında; çocukluğumun sesini geri getirmeye çalışıyordum.
Kumandayı sıkı sıkı tuttum ve tekrar sordum: “Kanal D nasıl ayarlanır?”
Bu soru artık sadece teknik bir soru değildi. Biraz da çaresizliğimin sesi olmuştu.
Menüde kaybolan ihtimaller
Ekrandaki seçenekler arasında dolaştıkça daha da kafam karışıyordu. “Dijital kurulum”, “manuel arama”, “frekans ayarı”… Her kelime biraz daha uzaklaştırıyordu beni doğru yerden.
Bir an durdum. Derin bir nefes aldım. Çayım soğumuştu. O soğukluk bile sanki günün genel ruhunu özetliyordu.
Sonra tekrar denedim. Bu kez biraz daha cesur.
Otomatik arama ve umut
Sitemizden Önerilen: Kahve makinesi ilk kez nasıl kullanılır ?
“Otomatik arama”yı başlattım. Ekranda bir ilerleme çubuğu belirdi. Yavaş yavaş doluyordu. Sanki televizyon değil de hayatım bir şeyleri yeniden tarıyordu.
O an gözümde küçük bir sahne canlandı: çocukken babamla birlikte televizyonun karşısında otururduk. O da böyle ayar yaparken ben merakla izlerdim. Hiç düşünmezdim bir gün aynı şeyi tek başıma yapacağımı.
İçimden tekrar ettim: Kanal D nasıl ayarlanır? Belki de cevap bu taramanın içindeydi.
Manuel ayar denemesi
Otomatik arama uzun sürdü ama sonuç tam bir hayal kırıklığıydı. Kanal D yine yoktu. Sanki özellikle saklanmıştı.
İçimde bir sabırsızlık yükseldi. Bu kez manuel ayara girdim. Frekans, bant, uydu bilgisi… Hepsi birbirine karışıyordu.
Bir yerde hata yaptığımı hissediyordum ama neyi yanlış yaptığımı bilmiyordum. O an insanın en kötü haliydi belki de: neyi düzeltmesi gerektiğini bilememek.
Yine de denemeye devam ettim. Çünkü pes etmek istemiyordum. Sanki Kanal D bulunursa, içimde de bir şeyler yerine oturacaktı.
Komşu kapısı ve küçük bir yardım
Dayanamadım. Kumandayı bırakıp kapıya çıktım. Koridorda hafif bir deterjan kokusu vardı. Yan dairede oturan komşu teyzenin kapısını çaldım.
Kapı açıldığında yüzündeki sakin ifade bana biraz rahatlık verdi. Durumu anlattım. “Kanal D nasıl ayarlanır, bir türlü bulamadım” dedim.
Gülümsedi. “Gel bakayım evladım” dedi.
İçeri girdim. Onun televizyonu daha eskiydi ama daha düzenli görünüyordu. Kumandayı eline aldı, hiç acele etmeden menülere girdi. Sanki yıllardır bu işi yapıyormuş gibi.
“Bak,” dedi, “önce kurulum, sonra otomatik tarama. Bazen uyduyu da seçmek gerekiyor.”
Onu izlerken kendimi çocuk gibi hissettim. Öğrenmenin utandırıcı değil, rahatlatıcı bir şey olduğunu hatırladım.
Sinyalin geri dönüşü
Bir süre sonra ekran değişti. Kanal listesi akmaya başladı. Ve sonra… o tanıdık logo.
Kanal D.
Bir anda içimde garip bir sıcaklık oluştu. Sanki evin içinde uzun zamandır kayıp olan bir ses geri dönmüştü. Teşekkür ettim komşuya. O da “önemli değil” deyip geçiştirdi.
Ama benim içimdeki şey basit bir teşekkürle geçiştirilecek gibi değildi.
Eve döndüm. Televizyonun karşısına oturdum. Kanal D’de rastgele bir program vardı. Belki sıradan bir sahneydi ama benim için büyük bir şeydi.
“Kanal D nasıl ayarlanır” hakkındaki meraklarınızı giderebildiysek ne mutlu bize. Pofs ailesi olarak her zaman yanınızdayız!
İçimde kalan hisler
O gece uzun süre televizyonu izledim. Aslında izlediğim şey ekran değil, kendi içimdeki dalgalanmaydı.
Bazen insan küçük bir şeyi düzeltirken büyük şeyleri fark eder. Ben de o akşam sadece Kanal D’yi ayarlamadım. Aynı zamanda sabrımı, korkularımı ve unutmuş olduğum bazı basit öğrenme anlarını da hatırladım.
Yatağa uzandığımda hâlâ ekranın ışığı gözlerimin içindeydi. İçimden tekrar sordum: Kanal D nasıl ayarlanır?
Bu kez cevabı biliyordum. Sadece bir ayar değildi. Biraz dikkat, biraz cesaret ve biraz da yardım istemeyi bilmekti.
Kayseri’nin sessiz gecesi dışarıda devam ederken, içimde garip bir huzur vardı. Basit bir kanal, basit bir akşam… ama bana iyi gelen bir şeyler vardı.