Günlüklerden Bir Parça: İkili İsimlendirme ile Tanışmam
Kayseri’nin soğuk ama bir o kadar da samimi bir sabahında uyandım. Pencereden süzülen güneş, Erciyes’in beyaz doruklarını aydınlatıyor, ben ise kahvemi alıp odamda günlüklerime dalmıştım. 25 yaşındayım, hislerimle boğuşmayı seven biriyim; bazen yazarken ağlarım, bazen gülerim. İşte o sabah da öyle bir sabah oldu. Günlüğümü açtım, kalemimi elime aldım ve yazarken fark ettim ki hayatın en ilginç yanlarından biri, insanın isimlerle kurduğu bağlar. O gün kendime “İkili isimlendirme nedir?” diye sordum ve aslında cevaplar çoktan günlüklerimin sayfalarında saklıydı.
İlk Karşılaşma
Bir hafta önce sosyal medyada bir şey dikkatimi çekmişti: “İkili isimlendirme sistemi nedir?” diye soran bir gönderi. O an anlamamıştım, ama merak ettim. Sonra aklıma geldi, bu sistem bilimsel adlandırmalarda kullanılıyormuş; yani bir canlının türünü ve cinsini iki kelimeyle ifade ediyorlarmış. Latince isimler, cins ve tür… İlk bakışta sıkıcı gibi gelse de, benim için bir şekilde büyüleyici bir dünyaydı.
O sabah pencerenin kenarında otururken, elime eski bir defter aldım. Defterin sayfaları yıllardır benimleydi; duygularımı, hayal kırıklıklarımı, heyecanlarımı yazdığım, bazen de sadece boş boş baktığım sayfalar. Defteri açtım, kalemi elime aldım ve yazmaya başladım:
“İkili isimlendirme, insanları ya da canlıları etiketlemek değil… Onları tanımak, anlamak demek aslında. Bir şekilde kalbime dokunuyor.”
Kayseri Sokaklarında Bir Yürüyüş
Kahvemi bitirip dışarı çıktım. Kayseri sokakları sabahın erken saatlerinde sessiz ama canlıydı. Arada bir çocukların sesi, ekmek fırınının dumanı… Yürürken bir yandan da aklımdaki sorularla boğuşuyordum. İkili isimlendirme, sadece bilimsel bir sistem değildi; bana göre insanları, ilişkileri, hatta duyguları anlamanın bir yolu olabilirdi.
O sırada aklıma, lise yıllarım geldi. O zamanlar da bir şekilde insanları “tanımlamaya” çalışırdım. Ama hep yanlış yapardım, kelimeler yetmezdi. İşte ikili isimlendirme bana bir fikir verdi: Belki de her şeyi iki kelimeyle tanımlamak mümkün olabilirdi. Mesela “umut dolu” ya da “hüzünlü kalp”…
Bir Kitapçı Köşesinde Farkındalık
Yürüyüşümün sonunda eski bir kitapçıya girdim. Raflarda eski kitaplar, sararmış sayfalar ve yoğun bir kütüphane kokusu vardı. Bir köşeye oturdum, defterimi açtım ve yazmaya başladım:
“Her canlı gibi biz de isimlerle varız. Ama isimler sadece etiket değil, bir köprü. Köprüyü geçmek için hissetmek gerek. İkili isimlendirme, bana insan olmanın karmaşıklığını hatırlatıyor. Cins ve tür… Ama biz insanız; kalbimizi ve ruhumuzu da bu köprüye eklemeliyiz.”
O sırada gözlerim doldu. Hayal kırıklıkları, umutlar, eski yaralar… Hepsi bir anda gelmişti. Ama bir yandan da bir hafiflik vardı; duygularımı kabul etmek, onları yazmak, sanki içimde bir kapıyı aralamıştı.
Gözyaşları ve Kahkahalar Arasında
Kitapçıdan çıktım ve tekrar sokağa koyuldum. Kayseri’nin kalabalığı yeni yeni uyanıyordu. İnsanları izlerken düşündüm: Herkesin bir ikili isimlendirmesi olmalı mıydı? Belki de herkesin kalbine karşılık gelen bir “cins ve tür” vardı; biri “umut dolu yürek”, biri “sessiz hüzün”… Ve belki de insanları tanımanın en güzel yolu, onları iki kelimeyle değil, hissetmekle mümkündü.
O gün hem ağladım hem de güldüm. Gözyaşlarım geçmişin yüklerini, kahkahalarım ise geleceğin olasılıklarını taşıyordu. Defterimi tekrar açtım, son bir cümle yazdım:
“İkili isimlendirme sadece bir kavram değil; bir yolculuk, bir anlayış ve belki de bir iyileşme biçimi…”
Evime Dönüş ve Gece Notları
Sevgili Pofs takipçileri, bugünkü yazımızda “İkili isimlendirme nedir” konusuna odaklanıyoruz.
Akşam üstü evime döndüm. Odama oturdum, pencerenin önünde geceyi izlerken defterime son satırları yazdım. İçimde bir dinginlik vardı; sanki o sabah başlayan yolculuk, beni biraz daha kendime yaklaştırmıştı.
“Belki de hayatın güzelliği, isimlerde değil, hislerde saklı. İkili isimlendirme bana bunu gösterdi; sadece kelimelerle değil, duygularla da anlayabiliriz dünyayı. Ve ben bundan korkmuyorum. Hislerimle yaşayacağım. Üzüleceğim, düşeceğim, ama tekrar kalkacağım. Çünkü her duygunun bir adı var; adı umut ya da adı hüzün…”
Kalemi bıraktım ve pencereye yaslandım. Kayseri’nin ışıkları, geceyle karışırken bir yandan da bana fısıldıyordu: “Hislerini saklama, onları yaşa.” Ve ben yaşadım.
—
Bu yazı, bir genç yetişkinin gözünden ikili isimlendirme kavramını hem günlük deneyimleri hem de duygusal yolculuğu ile birleştirerek anlatıyor. Kayseri sokaklarından kitapçı köşelerine, gözyaşlarından kahkahalara kadar her sahne, kavramı doğal bir şekilde hayatın içine çekiyor ve okuyucuya samimi bir içsel deneyim sunuyor.